13 Ekim 2010 Çarşamba

UYUMAK

Uyumak ne mümkün bu gece, sen orda üzgünken...

Uyumak ne getirir rüyalardan başka?

Ki onlar da gerçek olmadıkça uyumak ne için!

Bu gece, dua etmek için. Bu gece, senin için.

Allah'ın huzurunda yalvarışlarım; her biri senin için.

Kimim, kimsin? Ne için peşindeyim?

Soruları sorarım lakin cevaplar O'nda gizli.

O'nda gizliyken aşk, öğrenmek ne mümkün!

Seni istemek dua ise seninle olmak cennet demek.

Sen derdini bana dökemeyeceksen benim yaşamam ne için!

Ben de kendimi sana diyemeyeceksem konuşmam yersiz, susmak gerek...

Her sabah uyanmamın tek anlamı umut!

İçimdeki umut her doğan güneşle sana kavuşmak dileğinde gizli; tıpkı her akşam batan güneşle gecelere küsmem gibi...

16 Eylül 2010 Perşembe

SÜRPRİZ (Gittim, Gördüm, Geldim)

Sabah ezanıyla uyanıp gün doğmadan yola düşmek güzeldi. Karaköy'de vapurdaki serinlikte şarkılar mırıldanıp şiirler yazmak sabahın kızıllığından olsa gerek. Klasik tren yolculuğunun ardından yabancı ama bir o kadar dost şehre inmenin yarattığı duygu açlığımı bastırıyordu.


Porsuk'a daha yakındım bu kez ve yeni bir çiçekçi daha öğrendim sayesinde. Uzun bir bekleyişin ardından yaptığım takip, güzel gün için sadece başlangıçtı. Elimde çiçek dedektif gibi dolaşmak doğal olarak insanların bakışlarını üzerime çekse de bende biraz ciddiyet, biraz tebessüm vardı. Ve heyecanın sıkıştırdığı nefesimi tuttuğumda çiçeklerimin ona bir sürprizi vardı. İlk başta haliyle biraz kızsa ve şok olsa da paylaştık anıları, duyguları. Güzel geçen gün bende gizli, anılarımda tatlı bir yer edindi. Geçen saatlerin ardından, ayrılığın, yüreğimde bu kadar aromalı duygular bırakacağını tahmin edememiştim.

Tren yolcularının yoğunluğu ile gece trenine ancak yer bulabilmek şehri biraz daha gezmemi sağladı. Bizim köfteciye bir selam vermek lazımdı elbet!

Uyandığımda güneş tekrar doğmuş, Haydarpaşa'nın ihtişamının ardından göğe yükseliyordu. "Anadolu'nun Denizi" ni dünde bırakıp İstanbul'umun boğazında ilerliyordum. Boğaza paralel bir şekilde başlayıp Boğazkesen'i kaplayan sis bulutu fotoğraf makinemin deklanşörüne defalarca basmama yol açıyordu. En sonunda otobüsten inip semte varmanın hazzı, bir kez daha "İşte bu!" dedirtti.


Ona attığım mesajda bahsettiğim tebessüm hala yüzümde. Dün aynı kelimeyi aynı anda söyleyişimiz ve sonrasında anlık bakışlarımız hala aklımda. Aşk-ı şehirle aşk-ı semt arasında bir yolculuk daha sona ererken bir yenisinin yolu gözlenmeye başladı bile...

(NOT: Bir buçuk aylık yazısızlığımı kah yaz tatiline kah Ramazan ayına bağlıyorum. Tabi yeni projelerimi ve para kazanma derdimi de göz önüne almak lazım. Hayat tekrar toparlanmak üzereyken bu yazı kaçınılmazdı. Şimdilik yine buralardayım.)

30 Temmuz 2010 Cuma

SEVDANIN ÇOCUĞU

Ben sevdanın ağlayan çocuğuydum. Hep bir yarim oldu benim; önce sevdiğim sonra sevilmediğim. Daha sonra da nefret ettiğim...

Ben sevdanın asi çocuğuydum. Hep yeni arkadaşlar tanıdım, yeni insanlar. Kimi çıktı hayatımdan, kimi de arada bir uğrar aklıma. Sadece biri var ki hiç unutulmamakta.

Ben sevdanın acı çocuğuydum. Gönlümde sevgi, kalbim kırık, aklım yarınlarda. Hayata gülmek isterken ben, ağlayan gözlerle tanıştım hep. Önce sevdim, sonra sevilmedim. Zaten ben sevdanın hasret çocuğuydum.

Şimdi yine bir sevdam var, yeni bir sevdam. Aklımda yar, yüreğimde özlem... Ruhum sessiz çırpınışlarda, sevilmeyi beklemekte.

Ben sevdanın aşık çocuğuydum hep. Kah ağladım, kah isyan ettim. Kah acı çektim, kah hasretle yandım. Ama hep aşıktım!

12 Temmuz 2010 Pazartesi

SEVDA

Siz sevda nedir bilir misiniz?

Sevda, beklemektir yolu. Çünkü aşk yoldur, aşık yolcudur. Sevda, beklerken sabretmektir. Aslolan yolu ve yolcuyu büyütmektir. Büyüyen yolda sabrını zorlayan engelleri de aşmaya çalışmaktır sevda.

Sevda aşığın gönlündeki yardır. Aşığın kalbidir. Yari düşlemektir, yarin gözlerini özlemek... Yarin ellerini tutamadığında alevlenir sevda. Tuttuğunda ise zaten kendini kaybetmişsindir.

Sevda umuttur; bir gün vuslata ereceğinin umudu... Herkes başka sever, başka sevdalanır. Herkesin kendi sevdası vardır. Ama seninkisi hep güzel olandır. Senin sevdan en kutsal olandır. Çünkü sen yaşarsın sevdanı. Çünkü senden başka kimse bilemez hissettiklerini, hissedeceklerini.

Yol sonsuzdur. Sevda uçsuz bucaksızdır. Ancak yol güllerle kaplı değildir hiçbir zaman. Engeller vardır aşılması gereken, yan yollar vardır tahrik eden. Eğer ki geçebilirsen bunları, bir gün müthiş bir yere varacaksındır. Bu yerde yar seni bekler; yarin elinde güller, güllerde yine dikenler... Ama yol sonsuz ya, kalan yolu birlikte gideceksiniz; ellerde güller, güllerde dikenler. Olsun yar yanında ya, fark eder mi?


Sevdalar ölmez mi peki? Ölür, ölür de ne zaman? Sevda vazgeçince biter, yol bitince değil... Ama sen asla vazgeçmezsin, kalbin vazgeçer. Kalbin senin her şeyindir ya!

Bazılarının sevdası ölmez. Kalbe gömülür, yine de ölmez! Çünkü kalbe gömülen sevda hep yari saklar içinde.

Benim sevdam da kutsal. Biliyorum yolum da hala uzun. Henüz vazgeçmedim ya, hala sana gelen bir yolcuyum. Biliyorum bir gün buluşacağız. Elini tutunca kendimi kaybedeceğim. Sonra yola birlikte devam edeceğiz; elimizde güller, güllerde yine dikenler. Olsun sen yanımda olacaksın ya, fark eder mi?

2 Temmuz 2010 Cuma

BUGÜN

Bugün her günden farklı bir gün
Artık önemi yok kağıtların
Yazılanlar alevlere atılsın
Biraz da onlar yansın
Artık bir anlamı yok
Hayatımı yazdığım defterler
Şimdi hayatım gibiler
Bir anlamı olmayan
Sözler gibi yazılar da unutulmalı

Yeniden sevmek o kadar zor ki
Şair olmaksa bir o kadar kolay
Gecelerin acısı
Sabah uyanınca çıkar
Bu yüzden ne gece olsun
Ne güneş doğsun ister gönül
Hayır... Doğanın kanunu bu olmamalı
Biri bir şey yapmalı
O da ben
Çünkü bu sevdayı böyle yaşayan
Seni böylesine tadan
Başkası olamaz















Sahildeyim şu an

Gök gürlemekte
Deniz siyaha çalıyor
Damlalar hazırlık yapıyor
Ve ben içimden yalvarıyorum
Bulutlara yakarıyorum
Yağmuru bekliyorum
Gözlerim yerine gökten
Damlalar düşsün denize
Şimşekler hiç durmasın
Sessizliğimi haykırsın

Bugün bir yaz günü
Havaysa sonbahardan kalma
Güneş dünyaya küsmüş
Ben de sana
Tıpkı güneş gibi
Ama parlamıyor gökyüzü
Yağmıyor yağmur
Ben de ağlamıyorum
Susuyorum sana
Tıpkı gökyüzü gibi

21 Mayıs 2010 Cuma

BAZEN

Seversin ya deli gibi; yetmez bazen.
Bazen o sevmez seni, acı çekersin
Ki sevmek yetmez tek başına...

Bazen o sever, sen sevmezsin.
Bilsen de acı çekecek, bencillik edersin belki
Yine de sevmezsin...

Bazen iki taraf da sevmez.
Ayrılmak gerekir o zaman
Ki yine de gönül acı çeker...

Ve bazen...
İki taraf da sever!
Ama yine de koparmak gerekir bağları.
Mecbur kalırsın gitmeye, gitmesine.
Bilirsin o da senin gibi sever ya;
İşte sorarsın o zaman
Bunun adı nasıl ayrılık?

15 Nisan 2010 Perşembe

O GÜNÜ BEKLİYORUM

O günü beklersin,
Tek bir günü...

Acılar çekmişsindir
Yahut gözyaşları dökmüşsündür
Umurunda değildir yüreğin.
Zihnin karmaşık sorularla boğuşsa da
Tek bir şey ister gönlün.

Beklersin günleri saya saya.
Hatıraları düşünüp üzülürsün;
Ama gelecek güzel günler var ya
Ümitle beklersin yine de.

Evet, özlüyorum.
Zamanı çektim üstüme
Bekliyorum.
Neler olacak bilmezken,
Bilinmeze giderken
Bekliyorum gelsin o gün.
Ve sadece inanıyorum ki
Her şey güzel olacak diye!

4 Nisan 2010 Pazar

GİTTİN Mİ?

Her sabaha acıyla uyanıyorum. Sen gittin gideli sabahlarım daha acı gecelerimden. Küstüğüm geceleri seninle tekrar sevmiştim. Sabahlara seninle uyanmak ne güzeldi! Artık hiç uyanmak istemiyorum. Bir an önce gece olsun istiyorum. Gece yattığımda rüya görmek istiyorum, rüyalarımda sen olsan! Ve ben hiç uyanmasam, sonsuza dek...

Gittin, ben dağıldım. Bilirdim, gitsen zor olacaktı hayat. Ama bu kadarını tahmin edemedim. Kandırıldım mı, bilemedim. Sevildim mi, bilemedim. Bildiğim; seni çok sevdim. Sen gittin, ben dağıldım. Aşık olurken düşen gardımı tam almak üzereyken yerle bir oldu yüreğim. Şimdilerde düşündüğüm iki şey var. İntikam almak bana yakışır mı? Yoksa sana da çektiğim kadar acı mı çektirmeliyim? Yapabilirim. Ve yaparım bilirsin!

Sen, hassas bir melektin. Sen, çıldırmış şairlerin titreyen mısralarında bahsettiği o periydin ve benden şairin olmamı istedin. Artık acıların şairi bir kalp bıraktın geride.

Ben ki seni sevmekten suçluydum, sen ki adaletsiz dünyanın acımasız yargıcı oldun. İttin beni! 3 günlük dünyanın 3 günlük tutkusuyla, tüm çektiğim acıları görmezden gelircesine, sevmelerime son verdin. Sevmek bir emekti bende, emeklerimi çiğnedin. Ben tek bir karar verdim bugüne dek: "Seni sevmek ve bunun için yanında olmak." Sense kendinden çok benim yerime karar verdin. Sevmelerime karıştın. Yanında olup olmamamı sen belirledin. Ben hep yanındaydım da, sesini duymama bile sen karar verdin. Yine de biliyorum, sen hala bir meleksin...



Bilir misin; kartallar acı çeker. Acı çeker kartal; çünkü bir seçim yapmak zorundadır. Ya ölümdür seçeceği ya da yeniden doğmak, tekrar uçmak. Sen benden kartal olmamı istedin; kanatlarını sana açan, seni koruyan bir kartal... Ben de ölmek istemedim, acımı bitirdim ve yeniden doğdum. Senin için, sana doğdum. Yükseklerden uçtum, hep yanında oldum. Ta ki sen 'git' diyene kadar...

Ben gitmek istemedim her defasında. Sense gitmemi istedin her acında.

Aklıma düşüyorsun her sabah. Uyandığımda buruk yüreğim. Kahvaltılarım sessiz, yaptıklarım anlamsız. Dostlar arıyor arada. Dünya iletişim çağında ya; internetten meşgul ediyor arkadaşlarım. Sonrasında zaman yine bana kalıyor, ben de zamana... Ve sen düşüyorsun yine gönlüme. Yine bir acı sızlatıyor içimi. Evet ben bir melankolik, bir mazoşist! Acı çekmek en iyi yaptığım şey olsa gerek! Bugünlerde senden çok şarkılar yanımda. Sözlerinin her satırında seni bulduğum şarkılar dinliyor beni artık! Ben de şarkıları...

Gittin ve ben bittim. Ama son sözümü söylemedim. Bu yüzden soruyorum: "Sen gerçekten gittin mi?"

13 Mart 2010 Cumartesi

ÜZGÜNÜM

oyunun en güzel yerinde zil çalınca üzülürdük ya, öyleyim...


kaybettikçe bi çentik attı
alnımın üstüne tanrı
büyüdün dedi
bu yağmurlar bu yüzden..



elimden tutup karanlıktan aydınlığa sen çıkardın.. bana yürümeyi öğrettin yeniden.. ama düşünce 'artık yanında değilim' dedin..
işte acıydı bu; kanayan dizlerimi ağrıtandan çok kalbimi sızlatan bir acı..

Üzgünüm sevgili okur!

Yazamıyorum. Son iki haftada yaşadıklarım düşünmemi, hissetmemi karmaşıklaştırıyor. Acı çekmek özgürlük değil, öyle olsa durur mu ellerim? Bunun yanı sıra, hayata karşı üşengeç bir hal aldım, farkındayım. Üzgünüm kalemim, üzgünüm kağıdım. Ne yazabiliyorum, ne de okuyabiliyorum. Ancak alıntılar yapabilirim sizlere: "Bir kıyamet böldü uykularımı; geceyi aşamadım. Umuttu, sevinçti yarının adı; ben dünlerde kaldım."

Bir yanda kalbim, diğer yanda yüreğim. Kalbim romanesk isyanlarda, yüreğim zihinsel gururumun peşinde. Gecelere küsmek üzereyim, sabredin. Sebep mi? Sebebim "Cano." Biliyorum, "O yoksa, yazı da yok!" dememeliyim size. Ama yazamıyorum.

En kısa sürede yazmak ve paylaşmak ümidiyle...

3 Mart 2010 Çarşamba

BU ŞEHİR

10 Şubat'ta kaleme aldığım bir yazı...

Film izlemek istiyorum artık, bir kitap okumak... Gezmek için dışarı çıkmak istiyorum, boğazı seyretmek... Vapura binmek istiyorum, ufukları selamlamak, martılardan kaçmak... İnsanları izlemek istiyorum, içlerinden ve dışardan. Meydanlara gidip aralarına karışmak, bir pencereye çıkıp onları yukardan izlemek istiyorum. Dar sokaklarda kaybolmak istiyorum, top oynayan çocuklara yol sormak... Sahile inmek istiyorum, karşı kıyıyı seyretmek... Fotoğraf çekmek istiyorum. Çektiklerime tekrar bakıp hasret gidermek için! Galata’ya çıkmak istiyorum, keşke merdivenleri olsa! İstanbul’a bakmak istiyorum dört bir yandan, her yeri görmek istiyorum.



Sonra gitmek istiyorum artık, bu şehri sana bırakmak... Kendimi yollara bırakmak istiyorum, otobüslere, trenlere... Denizden uzak bir yer istiyorum; artık denizi seyretmemek için, bu şehri hatırlamamak için. Ama olmuyor! Gitsem olmuyor, çünkü gidip de geriye dönesim geliyor. Bu şehirde herkes kendi hikayesini en acıklı sanıyor ya, ben de ondan korkuyorum ağlamaya. Ben de mi öyle zannediyorum acaba?

Olur da gidersem eğer, biliyorum döneceğim ya, utanıyorum. Utanıyorum İstanbul’a tekrar dönmekten, neden gittin diyenlerden, gitme diyenlere dönmekten... Gitmek mi zor, kalmak mı bilmiyorum. Ama gitmesem oluyor bir şekilde. Çünkü hayatın akışına her kapıldığımda gitmek aklıma gelmiyor. Sen istemesen de bu şehirde beni, gitmememi isteyen birileri hala var çünkü!

10 Şubat 2010 Çarşamba

SENİ ÖZLÜYORUM

Seni özlüyorum... Elini hiç tutmasam da, gözlerimiz birbirine bakmasa da özlüyorum. Senden ayrı kaldıkça özlüyorum. Sesini duymadıkça içimdeki özlem büyüyor. Fotoğraflarına bakmadıkça artan özlemimi tarif edemiyorum. Gözlerindeki güzelliği görmedikçe dayanamıyorum.



“Özlüyorum” deyince sordun ya: “Ne kadar?”

Yeryüzünde uzanan yollar kadar, okyanuslara akan sular kadar, sesini her duyduğumda kalbimin atışı kadar, Sezen Aksu şarkıları kadar, İstanbul kadar özledim seni! En basit sorulara cevap veremeyecek kadar özledim. Etrafta el ele gördüğüm her çifte baktığım kadar özledim. İstanbul kadar özledim seni; vapurların peşinden gelen martılar kadar, onlara simit atan insanlar kadar, Boğaz’dan geçen gemiler kadar, meydanlarda biriken güvercinler kadar, minarelerden okunan ezanlar kadar, asırlara tanık olmuş binalar kadar, İstiklal’de çalan aşk şarkıları kadar, kışın yağan kar kadar, aşıkları ıslatan yağmurlar kadar özledim seni.

Biliyorum bu özlem hiç bitmeyecek. Çünkü yanında olsam ellerini özleyeceğim. Çünkü elini tutsam gözlerini özleyeceğim. Çünkü gözlerine baksam öpmeyi, öpsem sesini duymayı özleyeceğim. Senin beni özlemeni beklemeden özleyeceğim seni.

“Özlüyorum” deyince sordun ya: “Ne kadar?”

Bunları yazdım. Yazdıktan sonra okudum. Olmamış, anlatamamışım yine! Kelimelerle tarif edemiyorum. Ancak gözlerim anlatabilir seni özlediğimi, bir de şu yüreğim... İşte o zaman hissedebilirsin seni özlediğimi. İşte bu yüzden ‘ne kadar’ diye sorduğunda cevap verememem, sessizliğe gömülmem. Şimdi daha iyi anlıyorsun değil mi beni? İşte bu yüzden sana ‘özledim’ diyorum ama daha fazla konuşamıyorum ya. Bir gün sen de özlersen benim kadar, anlarsın sevgilim. Gözlerin, özlediğimi anlatacak gözlerimde buluşana dek, yüreğin yüreğimi hissedene dek seni özleyeceğim!


1 Şubat 2010 Pazartesi

SEVMEK

Sevmek seni herkesten uzaklarda.. Seslerden uzak ama insan seslerinden.. Sadece kuş sesi olsun, su sesi de.. Ve senin sesin, senin nefesin.. Şimdi tek istediğim bu..


Sevmek kolay değil dediler, duydum, okudum, dinledim.. Ama ilk kez hissettim sevmek zormuş.. Pişman mıyım? Hayır.. Ve içimde öyle bir mücadele gücü var ki, kim gelirse gelsin, ne çıkarsa çıksın severim seni, sevmek için ve sevilmek için mücadele ederim.. Biliyorum yaparım bunu tüm kalbimle.. Sana şiirler yazamam belki, şarkılar da söyleyemem.. Ama severim.. Yeter ki sen iste, yeter ki sen de sev.. Gerisini bana bırak.. Ben seni severim, herkese ve her şeye rağmen.. İnan, inan bana.. İnanmıyorsan bak yüreğime hissedeceksin, bak gözlerime göreceksin..

Sevmek kolay değil, zor; gördüm, anladım.. Ama bilirsin söz konusu sen isen ben zoru da denerim.. Kaybetmekten korkmam, kazanacağıma bakarım.. Kaybedeceğim sen isen korkarım, ama kazanacağım da sensin ya ona şaşarım! Peki ben şimdi ne yapayım? Hiçbir şey yapamasam da seni severim..

Söz veriyorum ben seni her şeyimle severim.. Ömrüm bitse de severim.. Ve bilirim ki seversem adam gibi severim.. Bunu herkes görmesin, bilmesin, duymasın fark etmez; sen bil yeter sevgilim.. Ben seni sevdim.. Sadece sevdim.. Bundan sonra da hep seveceğim.. Yeter ki sen iste, sen de sev sevgilim.. Sen de sevdikçe ben bu sevdadan vazgeçmeyeceğim..

30 Ocak 2010 Cumartesi

DÖNÜŞ















Sayın okuyucu,

Blog yazılarıma Şubat ayı ile birlikte tekrar başlama kararı almış bulunmaktayım. Aydan aya yazabildiğim "gece" yazılarımı sizlerle bu kez daha sık paylaşmayı ümit ediyorum. Bu kararı almamda katkısı olan "Cano" ya teşekkürlerimi sunuyorum. O kim derseniz, şimdilik adı bende saklı! Ancak en kısa zamanda siz de onunla tanışacaksınız emin olun. Çünkü yazılarıma ilham kaynağı olmaya başladı bile.

Bunun dışında, farklı konularda yazılarımı da okuyacaksınız. Eskiden kaleme aldığım bazı yazılarımı da paylaşacağım; yani onunla tanışmamdan önce yazdıklarımı... Zaten ilham kaynağım o ise, atılan başlıklarla ve yazının içeriğiyle bunu fark edebileceğinizi tahmin ediyorum.

Eskişehir'e sevgilerimle...