Porsuk'a daha yakındım bu kez ve yeni bir çiçekçi daha öğrendim sayesinde. Uzun bir bekleyişin ardından yaptığım takip, güzel gün için sadece başlangıçtı. Elimde çiçek dedektif gibi dolaşmak doğal olarak insanların bakışlarını üzerime çekse de bende biraz ciddiyet, biraz tebessüm vardı. Ve heyecanın sıkıştırdığı nefesimi tuttuğumda çiçeklerimin ona bir sürprizi vardı. İlk başta haliyle biraz kızsa ve şok olsa da paylaştık anıları, duyguları. Güzel geçen gün bende gizli, anılarımda tatlı bir yer edindi. Geçen saatlerin ardından, ayrılığın, yüreğimde bu kadar aromalı duygular bırakacağını tahmin edememiştim.
Tren yolcularının yoğunluğu ile gece trenine ancak yer bulabilmek şehri biraz daha gezmemi sağladı. Bizim köfteciye bir selam vermek lazımdı elbet!
Uyandığımda güneş tekrar doğmuş, Haydarpaşa'nın ihtişamının ardından göğe yükseliyordu. "Anadolu'nun Denizi" ni dünde bırakıp İstanbul'umun boğazında ilerliyordum. Boğaza paralel bir şekilde başlayıp Boğazkesen'i kaplayan sis bulutu fotoğraf makinemin deklanşörüne defalarca basmama yol açıyordu. En sonunda otobüsten inip semte varmanın hazzı, bir kez daha "İşte bu!" dedirtti.
Ona attığım mesajda bahsettiğim tebessüm hala yüzümde. Dün aynı kelimeyi aynı anda söyleyişimiz ve sonrasında anlık bakışlarımız hala aklımda. Aşk-ı şehirle aşk-ı semt arasında bir yolculuk daha sona ererken bir yenisinin yolu gözlenmeye başladı bile...
(NOT: Bir buçuk aylık yazısızlığımı kah yaz tatiline kah Ramazan ayına bağlıyorum. Tabi yeni projelerimi ve para kazanma derdimi de göz önüne almak lazım. Hayat tekrar toparlanmak üzereyken bu yazı kaçınılmazdı. Şimdilik yine buralardayım.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder