GECEYEDİR KÜSMELERİM
Ayakta alkışlıyorum sizi, yüzümde iptal damgası, şanlı bir zafer olarak geçsin tarihe yenilgim!
28 Aralık 2017 Perşembe
AĞLATTIN
Güzel insandın, yandım
Böylesi bir hikaye anlatsam
Gülerdi trajedisiyle Şekspir
Bense hıçkıra hıçkıra ağladım
Alemlerin Rabbi razı gelmediyse
Bize kalan yegane hutbe
Vedadan ibaretmiş, utandım
24.11.2017
16 Temmuz 2013 Salı
DEMEK Kİ...
"Sen gidince seni Allah rızası için sevmediğimi fark ettim. Seni ne için sevmiştim?"
İnanmak bambaşka bir duygu. Mantığı, açıklaması pek yok. Her şey kalbin zihne hükmetmesiyle oluyor. Biz o tarifi zor hissin kaynağına kalp diyoruz; ama onun gönül gözü veya vicdan kelimelerini de barındıran değişik manaları mevcut. İşte o hissiyat, inancın temel adımlarını oluşturuyor.
Yukarıda bahsettiğim yazının döneminde öne çıkan bir fikrin yazılı halini paylaşmak istiyorum.
Ve tamamen bittiğini anladığımda ardından şöyle dedim:
- Demek ki Allah razı gelmedi.
NOT: Hani olmaz ya, merak eden olursa... Ben hep buralardayım; lakin bedenim kayıp. İnanmıyorsan şarkılara sor.
10 Ağustos 2012 Cuma
KAYBEDENLER
Oysa biz öyle miyiz? Kalbimiz yenilgilerle dolu… Tarihe geçen hep kalp kırıklıklarımız… Kaybetmek alışkanlık yapmış alkolden bile usanmış bünyede! Kimliksiz kalmış en fotojenik surat ifademiz; kime ne zaman güleceğini bilemeden… Gülemeden geçen hayatlar acıların küçüklüğüne sevinir; büyük acıya ise sonbahar yağmurunun getirdiği rüzgara direnir gibi karşı gelmeye çalışır.
Fırtınalar dinmiyor. Öncesindeki sessizlikler mahkum çığlıklara dönmüş kalpten çıkarcasına… Fırtına öncesi sessizliklerinde tükenen ömürler, çökmeye hızla yol alıyor koparamadan ipleri… İpler hep kalbin elindeyken, zihin boksör yumrukları gibi yağan soruları savuşturma çabasında… Aşk kime, zafer kime? Hak eden, hak ettiği yaşama sevincini bu dünyada görme lütfuna erişemeden yolun sonuna yaklaşmaktayken kaçış kimin için? Kime ne için?
Cevap bulan sorular bitti derken cevaplar yeni labirentler açıyorsa zihinde, ‘tek suçlu kalptir’ deyiverip işin içinden çıkamazsın! Çıkmamalısın… Ama en kolayı kalbe kızmak değil mi? Kalbin kırıklıklarını hissederken ve içine çeke çeke dumanlı dünya havasını susuvermek değil mi en kolayı bir deniz kıyısında… Tüten vapur dumanlarında boğulmak varken, akan gözyaşında boğulmak neden? Kalbinden dışarı atmak varken çığlıkları, neden bu birikintileri kalbinin puslu damarlarında bırakış!
Gün senin olacak. Zaman, yine onsuz, fakat bu sefer seninle akacak. Dünyalar rüyalar içerisinde karışacak. Zihnin boğuşamadığını vicdanın gözü yakalayacak. İşte o vakit zafer sadece kazananın değil kaybedenin de olacak! Yar yolunda kaybeden, günü geldiğinde ancak arayanların bulacağı yolda kendini bulacak. Yüreğini eline alacak, en beğendiği boşluğa koşacak.
Durma git oraya, tâ ki buluncaya kadar… İnan yollar hep açıktır her şeyiyle inanana…
10 Temmuz 2012 Salı
BİRİKİNTİLERİM
Dönmemelisin o yüzden... Bende değişen pek bir şey yok. Yine boşta, boşluktayım. Senle yapamadıklarımı sensiz de yapamıyorum. Öyle işte, şaşırma! Sen başarabileceğimi sanarak giderken ben aslında umursuz zihnimi seninle onarabilme gayretindeydim. Belki de en çok yaralayanlardan biri bu oldu. Ben senli yaşamak hayalleri kurarken, senin beni sensiz bırakma düşüncelerin bana aldırmadan gelişmişti. Bu yüzden yanımda yoksun ve ben bu yüzden sana kızgınım.
Ama kızgınlığımdan ağır basan şeyler var. Mesela özlemim... Bilirsin beni, içimdekini söylemeden duramam. Doğru veya yanlış olmasına dikkat etmeden konuşurum. Özlüyorum işte, özlüyorum seni. Sabahlara sesinle uyanmayı, geceleri uykuya senle dalmayı özlememek ihanet olurdu zaten. Aşkıma ihanet etmem, sadakatimi en iyi sen bilirsin.
O kadar birikiyorum ki bazen, kendime yetmiyorum. Sağ elim soluma yetmiyor. Gözlerim aynadaki aksime yetmiyor. Seni arıyorum. Aynanın kenarlarında, köşeyi dönerken sokağın sonlarında, İstiklal'in kalabalığında sen'leri görüyorum. Anlık halüsinasyonlardaki sen'ler kabusum oluyor; çünkü sen olmuyorsun. Kimse sen olmuyor. Sen başkasın derdim ya! Keşke demeseydim... Sen başka olmayaydın. Ben sana tapmayaydım. Allah da belki cezamı vermezdi!
Öyle işte... Arada özlüyorum, sensiz gönlümü dağlıyorum; kalan zamanlarda ise hayatın aksiyonlarına sığınıyorum.
Bir başka sen'i bulabilmek ümidiyle... Hoşça gelecek olanı bekliyorum.
23 Kasım 2011 Çarşamba
KORKUYORUM BİR GÜN GERİ GELECEKSİN DİYE
Sen geleceksin ya, ben yine seveceğim. Ben sevdikçe sen gideceksin… Yakınlaştıkça uzak olacaksın. N’olur gelme, beni benimle bırak.
Ruhumdan giden sensizlikle birlikte sessizlik hakim yüreğimde. Sessizce seviyorum seni. Sessizce seni… Ve senli düşleri...
Sen gelirsen fırtınalar kopacak içimde. Haykırdığım her tufanda aşkın tılsımı bozularak sana vuracak. Yaralayacak yüreğini gidişinin biriktirdikleri. Gitmenin bu denli yakacağını gelince göreceksin. Gelme!
Gelme, ben buralarda çok iyiyim. Sevgimi reddedemeyen birisini buldum, onu seviyorum. Onu sevebiliyorum çünkü bendeki sen, senli gerçeklikten daha merhametli!
Sen gelirsen gönlüm kayar sana. Acaba’larım başlar. Sever mi diye sormalarım, gider mi diye korkmalarım, özler mi diye meraklarım yeniden yazılmaya başlar solgun gülün kızıllaştırdığı defterimin sayfalarına. ‘İnanıyorum bir gün olacak’ cümlesiyle biten güncelerim her sabah günaydın bekleyen aklımı bir kez daha şaşırtır. Kafam karışır her boşlukta, sen gelirsen... Gelme!
Korkuyorum bir gün geri geleceksin diye. Korkuyorum dizlerim yerinde durmayacak, dilim kekeleyecek diye… El aleme rezil olacağım yine ‘seviyor bu adam’ diye… Sensizlik, sevgisizlik bu kadar unutulmuşken gönlümde, boşluklarımı doldurmak için bile gelme! Korkutuyor gölgen, n’olur adını bile gösterme…
1 Kasım 2011 Salı
OYSAKİ BEN...
Yazdığım her özgün yazının bir kenarına veya altına muhakkak tarih atarım; ancak bu şiirde bir tarihe rastlamadım. 2010 yılının Eylül veya Ekim ayına ait olduğunu tahmin ediyorum. Bir dönemimi iyi anlattığına hala inandığım için de sizlerle paylaşıyorum...
Bir zamanlar severdimCandan severdim
Şimdi 'seviyorum' diyemiyorum sana
Ama 'sevmiyorum' da diyemiyorum
Nedendir bu efkar içimde?
Şarkılar mı çalmıyor artık,
Bu mevsim mi yanlış yoksa?
Oysaki ben severdim seni...
Şarkılar söyler, özlerdim
Mevsimler geçer, beklerdim
Ama şimdi diyemiyorum sana:
Seni seviyorum.
Oysaki ben seni severdim!
20 Ekim 2011 Perşembe
GİDENİN ARDINDAN
‘Nasıl bitecek bu iş?’ diyordum. İçimdeki umut bile ‘Bitmez, her şey yoluna girecek, gün gelip o da sevecek.’ diyemez olmuştu.
Sıcaklar seni tanıyışımın 2. yılının habercisiydi, ama içimi yakan sıcaklar değil hayatın yaşattıkları oluyordu. Hayat seni sevmekten ibaret değildi, günler geçtikçe anladım. Ölüm vardı mesela… Ölüme giden bir insanın en yakınında olmak ‘Seninki de dert mi!’ dedirtiyordu içimdeki sese. Hayatını kazanma zorunluluğu olan insanları dinlemek vardı. İç çekmelerine şahit oluyordum. Yıllarca sevdikleri tarafından terk edilmiş olanlar vardı. Terk edilenin canı acıyordu ve ben yarım yamalak cümlelerle onu teselli etmeye çalışıyordum.
Sen gidince seni Allah rızası için sevmediğimi fark ettim. Seni ne için sevmiştim? Bu sorunun cevabında, hayata bakışımın değişimlerine ilk tohumları attın hiç farkında olmadan… Dualarım vücut buluyordu; canım yanmadan senden ayrılıyordum. Araya tuttuğum oruçlar, bayramlar, güzel uğraşlar girdi ve acıtamadın, acıtmadan gittin. Bu, başıma gelen kötülüğün en iyi haliydi. Belki başıma gelen iyi bir şeydi ya, neyse!
Yüz yüze başlatamadığımız yüz yüze görüşemeden sona erdi. Hayatımdaki vedalarda son bir konuşma yapmak adetimdir. Buna bile gerek bırakmadın. Bir ara tekrar gelir gibi oldun ama, yine acıtamadın. Gitmeye kararlıydın ve benim her defasında senin gitme kararlarına karşı yaşadığım/yaşattığım direniş bu kez yerini durgunluğa bırakmıştı. Durgun ve sakindim… Fırtına öncesi sessizlik sandım; ama yanılmışım. O fırtına içimde hiç kopmadı.
Sakin bakakaldım ardından. Adeta yitik aklını bakışlarında gizleyen bir ruh hastası gibi… En hırçın sözlerim ‘Ne halin varsa gör!’ oldu. Ne bir duam kaldı ardına ne de bedduam…
Yine de teamül gereği… Yapılan iyilik unutulmaz; dertlerimde yanımda olmanı tebessümle hatırlıyorum.
Artık hayatıma tutunmam gerekiyor. Annemi üzmemem gerekiyor. Kardeşlerime vakit ayırmam gerekiyor. Dostlarıma başka dertler anlatmam gerekiyor; çünkü onlar seni dinlemekten çok bıktı.
Sevdim… Ne inkarım var sevgimi ne de sana bir sitemim... Hayata, kadere isyanım hiç yok. Bundan sonra tapmak da yok delicesine! İman var, inanç var, kader kısmet var, sevmek hep var… Sen yoksun; ama ben hala varım! Ve de yazdan kalma bir 'gül' var…
NOT: Bu yazıda bahsedilenler gerçek kişiler olup, yaşananlar ve anlatılmaya çalışılan hisler yer yer kurgu içermektedir.
3 Haziran 2011 Cuma
GEÇİŞ
