10 Ağustos 2012 Cuma

KAYBEDENLER

İmparatorlar tarihe kazandıkları zaferlerle geçerler. Tarihe geçmese bile kazanan biyografisine yazdırır galibiyetini…

Oysa biz öyle miyiz? Kalbimiz yenilgilerle dolu… Tarihe geçen hep kalp kırıklıklarımız… Kaybetmek alışkanlık yapmış alkolden bile usanmış bünyede! Kimliksiz kalmış en fotojenik surat ifademiz; kime ne zaman güleceğini bilemeden… Gülemeden geçen hayatlar acıların küçüklüğüne sevinir; büyük acıya ise sonbahar yağmurunun getirdiği rüzgara direnir gibi karşı gelmeye çalışır.


Fırtınalar dinmiyor. Öncesindeki sessizlikler mahkum çığlıklara dönmüş kalpten çıkarcasına… Fırtına öncesi sessizliklerinde tükenen ömürler, çökmeye hızla yol alıyor koparamadan ipleri… İpler hep kalbin elindeyken, zihin boksör yumrukları gibi yağan soruları savuşturma çabasında… Aşk kime, zafer kime? Hak eden, hak ettiği yaşama sevincini bu dünyada görme lütfuna erişemeden yolun sonuna yaklaşmaktayken kaçış kimin için? Kime ne için?



Cevap bulan sorular bitti derken cevaplar yeni labirentler açıyorsa zihinde, ‘tek suçlu kalptir’ deyiverip işin içinden çıkamazsın! Çıkmamalısın… Ama en kolayı kalbe kızmak değil mi? Kalbin kırıklıklarını hissederken ve içine çeke çeke dumanlı dünya havasını susuvermek değil mi en kolayı bir deniz kıyısında… Tüten vapur dumanlarında boğulmak varken, akan gözyaşında boğulmak neden? Kalbinden dışarı atmak varken çığlıkları, neden bu birikintileri kalbinin puslu damarlarında bırakış!

Gün senin olacak. Zaman, yine onsuz, fakat bu sefer seninle akacak. Dünyalar rüyalar içerisinde karışacak. Zihnin boğuşamadığını vicdanın gözü yakalayacak. İşte o vakit zafer sadece kazananın değil kaybedenin de olacak! Yar yolunda kaybeden, günü geldiğinde ancak arayanların bulacağı yolda kendini bulacak. Yüreğini eline alacak, en beğendiği boşluğa koşacak.

Durma git oraya, tâ ki buluncaya kadar… İnan yollar hep açıktır her şeyiyle inanana…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder