1 Şubat 2011 Salı

KÜÇÜKKEN

21. yüzyılda 10 yıl geçmiş; ama ben hala 90'larda kalmışım. Bir elimde gazoz kapaklarım, diğerinde çocuksu yalnızlığım... Kaldırımlar her oyunun figuranlarıydı. Dar sokaklar futbol sahalarımız oldu. Oyun oynarken yerlere düşmek hayata tutunmaktı bizim için.

Unutmam, bir bisikletim vardı hız yapmaya kıyamadığım... Küçük evimizin küçük salonunda bir itfaiye arabam vardı ağzımla sesini taklit ettiğim, bir de arkası kasa olan ziraat bankası kamyonum. Başka oyuncağımı hatırlamam. Ara sıra pikniğe giderdik, o zamanlar babam bir de top alırdı. Meğer Taksim’miş orası, küçükken bilmezdim.

Televizyon teknolojinin son harikasıydı. Power Rangers efsaneydi. Bir de Aslan Kral vardı, onunla beraber ben de büyüdüm...

Eski evin balkonuna çıktım geçenlerde. Oraya nasıl sığıp ayaklarımı sarkıttığıma hayret ettim. Yüzümde bir tebessüm yukarı çıkan yokuşu seyre daldım. Küçükken yüreğimin, şefkatimin ne denli büyük olduğunu anımsadım. Hatıralarımın ne kadar masum olduğunu düşündüm.

Küçükken yalnızdım. Bugün bakınca etrafta çok insan var. Nüfus desen, belki o zamanki İstanbul’un 2 katı olmuştur. Ama ben hala yalnızlığımı yaşayabiliyorum. Bir ses arıyorum; her an 'iyi misin' diye soracak. Eğer şehrin gürültüsü mani olmuyorsa o sesi duyamıyorum. Evet, galiba ben hala yalnızım… Evet, hem de bu koca şehirde, İstanbul’da…

fotoğraf: İbrahim PEYNİRCİ

http://galeri.netfotograf.com/fotograf.asp?foto_id=164626

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder