20 Ekim 2011 Perşembe

GİDENİN ARDINDAN

(12 Haziran - 23 Eylül 2011 Dönemine İthafen)

‘Nasıl bitecek bu iş?’ diyordum. İçimdeki umut bile ‘Bitmez, her şey yoluna girecek, gün gelip o da sevecek.’ diyemez olmuştu.

Sıcaklar seni tanıyışımın 2. yılının habercisiydi, ama içimi yakan sıcaklar değil hayatın yaşattıkları oluyordu. Hayat seni sevmekten ibaret değildi, günler geçtikçe anladım. Ölüm vardı mesela… Ölüme giden bir insanın en yakınında olmak ‘Seninki de dert mi!’ dedirtiyordu içimdeki sese. Hayatını kazanma zorunluluğu olan insanları dinlemek vardı. İç çekmelerine şahit oluyordum. Yıllarca sevdikleri tarafından terk edilmiş olanlar vardı. Terk edilenin canı acıyordu ve ben yarım yamalak cümlelerle onu teselli etmeye çalışıyordum.

Sen gidince seni Allah rızası için sevmediğimi fark ettim. Seni ne için sevmiştim? Bu sorunun cevabında, hayata bakışımın değişimlerine ilk tohumları attın hiç farkında olmadan… Dualarım vücut buluyordu; canım yanmadan senden ayrılıyordum. Araya tuttuğum oruçlar, bayramlar, güzel uğraşlar girdi ve acıtamadın, acıtmadan gittin. Bu, başıma gelen kötülüğün en iyi haliydi. Belki başıma gelen iyi bir şeydi ya, neyse!

Yüz yüze başlatamadığımız yüz yüze görüşemeden sona erdi. Hayatımdaki vedalarda son bir konuşma yapmak adetimdir. Buna bile gerek bırakmadın. Bir ara tekrar gelir gibi oldun ama, yine acıtamadın. Gitmeye kararlıydın ve benim her defasında senin gitme kararlarına karşı yaşadığım/yaşattığım direniş bu kez yerini durgunluğa bırakmıştı. Durgun ve sakindim… Fırtına öncesi sessizlik sandım; ama yanılmışım. O fırtına içimde hiç kopmadı.

Sakin bakakaldım ardından. Adeta yitik aklını bakışlarında gizleyen bir ruh hastası gibi… En hırçın sözlerim ‘Ne halin varsa gör!’ oldu. Ne bir duam kaldı ardına ne de bedduam…

Yine de teamül gereği… Yapılan iyilik unutulmaz; dertlerimde yanımda olmanı tebessümle hatırlıyorum.

Artık hayatıma tutunmam gerekiyor. Annemi üzmemem gerekiyor. Kardeşlerime vakit ayırmam gerekiyor. Dostlarıma başka dertler anlatmam gerekiyor; çünkü onlar seni dinlemekten çok bıktı.

Sevdim… Ne inkarım var sevgimi ne de sana bir sitemim... Hayata, kadere isyanım hiç yok. Bundan sonra tapmak da yok delicesine! İman var, inanç var, kader kısmet var, sevmek hep var… Sen yoksun; ama ben hala varım! Ve de yazdan kalma bir 'gül' var…

NOT: Bu yazıda bahsedilenler gerçek kişiler olup, yaşananlar ve anlatılmaya çalışılan hisler yer yer kurgu içermektedir.

9 yorum:

  1. "sabahlardan birinde, benim dediğiniz evlerden kendiliğinizden çıkmalısınız, vedasız ve kimseyi uyandırmadan..."demiş şair..

    gürültüsüz sözcükler bulup öyle uyanmalı galiba umuda...umut ile daim..
    selametle kal...

    dipnot; iyi ki de söylemişiz yaz diye. demek ki birinin söylemesi gerekiyormuş; kelimelerinin ayaklanması için:)çok duru ve akıcı bir anlatım olmuş yüreğine bereket:)

    YanıtlaSil
  2. umut oldukça yaşama tutunabiliyor insan... şair de pek güzel demiş...

    dipnotuna gelince... sen tetikledin, doğru! :) edebi estetik kaygısıyla yazmadım. rahatlamak temel amaçtı. sade ve anlaşılır yazıyorum genelde. beğendiğine uyku sersemi gibi (afallayarak) sevindim. teşekkürler...

    YanıtlaSil
  3. "dertlerimde yanımda olmanı tebessümle hatırlıyorum."

    acıdan geçmek, tebessümü her yana yaymak gerek ki, dünde kalanlar bir gülüşün sıcaklığı, bir gülün kokusu kadar güzel olsun.

    YanıtlaSil
  4. afallamak mı dedin, neden?..güzel yazdığını sen de kabul ediyorsun ayrıca, edebiyatlık bir duruşun olduğu da kesin zaten...

    sonuç: her halukarda güzel yazıyorsun fikrimce, en azından benim gibi acemi cümleler kurmuyorsun, öyle değil mi;)
    tamam tamam bu da latifeydi..hemen gidiyorum:)

    umut ile daim...

    YanıtlaSil
  5. Afalladım, çünkü kendime, satırlarıma yakın bulduğum her kelam, benim başımı döndürür, duvarlara çarptırır.

    Güzel yazdığı/mı/nı kabul buyuruyorum:)

    Sonuç:yürekten damlayan her bir kelam acemice değil, damardan fışkıran kan gibi sıcak ve gerçektir.

    YanıtlaSil
  6. vaveyla;
    dünde kalanların tadı, kokusu dünde bırakılmalı. hatırlandıkça yakıyor çünkü. hatırlamamak için hayata takılmak gerekiyor.

    ayrıca, son cümlende güzel yazdığını ben de kabul buyuruyorum. bir parantez açalım; afallamamın sebebi dediğin gibi olmasa da...


    derin;
    afalladım çünkü bu yazıda -diğerlerinden farklı olarak- beğenilme kaygısı pek yoktu. iltifatlarına teşekkür ediyorum ancak bu yazıyı paylaşmamın sebebi güzelliği değil durumu başarılı (senin de dediğin gibi duru ve akıcı) anlatmış olmamdır. cümlelerin acemiyse "gerçekten güzel latifeler bunlar, bi git ya!" diyorum. bu da benden olsun :)

    YanıtlaSil
  7. Merhaba..:),
    Nasıl anlatacağımı, ya da nasıl yazacağımı bilemiyorum şuan!

    sayfanın yazarını Derin olarak düşündüm ve onun yorumuna göre cevap yazdım!(sanki bana demiş gibi, iyi yazıyorum falan demişim)
    Az önce sayfanızı açınca, neden olduğum karışıklığı gördüm, görmez olaydım, çok utandım:))

    sayfanın yazarı Editör değil mi?:) ok,anlaşıldı.

    Dünde kalanların tadını acılaştırmamak gerekiyor ki, diline, yüreğine değdikçe acıtmasın.

    Af buyurun lütfen karışıklık için.
    Ne şaşkınım ya:)

    YanıtlaSil
  8. içimde bir vaveyla;
    önemli değil. ben karışıklığı fark etmedim bile :)

    YanıtlaSil